Milli Eğitim Bakanlığı Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığını her yıl okullar arası spor yarışmaları düzenlemektedir. Okullar arası müsabakaların başladığı bu günlerde bir eğitimci gözüyle bu alanda yaşananlara değinmek istiyorum.
Â
Çocukluk dönemi, insanın doğumundan itibaren olgunluğa ulaşıncaya kadar yaşadığı dönemi kapsar. 7–11 yaş arası toplumsallaşma dönemi olarak seyreder ve bir eğitim aracı olarak spor; çocuğun her yönden gelişmesinde önemli rol oynayan bir unsur olarak kabul edilir. Bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığının da okullar arası spor yarışmaları düzenleyerek hem öğrencinin eğitimini sağlamak, beden, fikir ve ruh sağlığını geliştirmek, onların çalışkan olma, kendine güven, çabuk karar verme, dürüst, kontrollü ve disiplinli olma yeteneklerini geliştirmek, cesaret ve mücadele gücünü artırmak, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak, sporda kazanılan iyi alışkanlıklar sayesinde, vatan ve millet sevgisi, Millî birlik ve beraberlik duygularını kazandırmak, eğlenmelerine, hem de öğrenmelerine zemin hazırlamak ve ilgilenilen branşta yetenekli çocukları tespit ederek elit sporcular olarak yetişmelerini sağlamaktır.
Spor çocuğun kendi yeteneklerinden haberdar olmasına ve onları başkalarının yetenekleriyle karşılaştırabilmesine fırsat verir. Spor, özellikle grup sporu, çocuğun ve gencin bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimine yardımcı olur. Spor sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşıdığı gibi, bedensel enerjinin ve duygusal gerilimin boşaltılmasına katkıda bulunduğu için, tedavi işlevi de yüklenebilmektedir. Altı veya yedi yaşından itibaren çocuk kendi yeteneğini akranlarının performansına bağlı olarak değerlendirmeye başlar. Bu dönemde anne-baba ve öğretmen, performansı yerine çabanın ve bedenin gelişiminin önemini vurgulayarak, çocuğun gözünde kazanma ve kaybetme daha az önem taşıyacaktır. Bu bağlamda anne ve baba ‘ÖNEMLİ OLAN PERFORMANS DEĞİL ÇABADIR’ düşüncesinden hareketle, çocuğu bedensel gelişimine katkısı nedeniyle spor yapmaya özendirmeli, ama kaybettiği maç skorunu önemsemeden, onu çabasından dolayı takdir etmelidir. Birçok branşta düzenlenen yarışmalar ile bütün bu amaçlar güdülürken aynı zamanda öğrencinin yetenekli olduğu alanda gelişmesinin sağlanması ve gelecekte profesyonel olarak o sporu yapması da öngörülmektedir. Bugün dünyanın gündeminde olan başarılı sporcuların hepsi de okullarında bulunan öğretmenlerinin keşfi ve yönlendirmesi ile ortaya çıkmıştır.
Ülkemizde ise özellikle son yıllarda çocuklarımızın spor yapabilmesi zor bir hal almıştır. Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi kent yaşamında spor yapılabilecek alanların olmaması ve ailelerin çocuklarını sadece derslerinde başarılı olabilmesi adına hiçbir sosyal etkinliğe yönlendirmemesidir. Oysa bu çok yanlış bir davranıştır. Bir çocuğun başarılı olabilmesi robot gibi sadece derslerine önem vermesi ile gerçekleşmez. Bugün balkıdığında ne yazık ki çocuklarımızın yaşantısı okul-ev-dershane üçgeni içerisinde geçmektedir. Ne bir sosyal aktivite ne bir boş vakti doğru değerlendirme mümkün olmamaktadır. Oysa bir kuşak öncesi çocuklar geniş alanlarda birçok değişik oyunlar oynadılar ve bugün toplumda çok değişik statülerde başarılı bir şekilde rol almaktadırlar. Bugün ise o kuşak insanlar kendi çocuklarına en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Oyun bilmeyen, çocukluğunu yaşayamayan bir nesil yetişmektedir. Bu durumun olumsuz sonuçları ne yazık ki daha sonra ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman da iş işten geçmiş olacak!
Yapılması gereken hem akademik eğitim hem de sosyal eğitimin birlikte bir bütün içerisinde yürütülmesidir. Bunun yanında çocukta sportif başarının, okulu ve geleceğini ikinci plana atmaması da sağlanmalıdır.
                                                                                                          Metin TAMTÜRK
                                                                                                     Beden Eğitimi Öğretmeni
 Â
Â

















